Sanatın yönü soldur çünkü sanat aynı zamanda haksızlığa karşı bir direniştir. Yalnızca estetik bir ifade biçimi değil; bir vicdan biçimidir. Tarih boyunca gerçek sanatçılar, iktidarların yanında değil, onların karşısında durdu. Saraylara değil, sokaklara aitti bu sanat. Soyut kavramların değil, somut acıların, adaletsizliklerin karşısında doğdu.
Çünkü sanat, gerçeği eğip bükenin değil, gerçeği çıplak gösterenin işidir. Ve bu çıplak gerçeği göstermek, her zaman bir bedel istemiştir. Baskı karşısında susmayanların, sürgünü göze alanların, kurşun kalemle kurşun arasında kalmayı seçenlerin işidir bu. O yüzden gerçek sanat solcudur yalnızca siyasal olarak değil, insani olarak, ahlaki olarak, vicdani olarak solcudur.
Sanat, yalnızca güzeli aramaz; adaleti, eşitliği, özgürlüğü de arar. Ve bu arayışın tarihi, düşünen ve direnen sanatçılarla doludur. Kimi sözcüklerle, kimi boyalarla, kimi notalarla, kimi kamerayla kurdu isyanını. Ama hepsi, halktan yana oldu. Ezilenden, dışlanandan, görmezden gelinenden yana…
Sözleri yasaklanan şairler, kitapları yakılan yazarlar, tabloları sansürlenen ressamlar, filmleri kaldırılan yönetmenler… Hepsi aynı şeyi söyledi: “Dünya böyle kalamaz.” Ve sanatı, bu itirazın dili yaptı.
Geçmişten bugüne değişen sadece tekniklerdi. Ama niyet aynıydı: Düzeni sarsmak, alışkanlıkları kırmak, düşünmeyeni düşündürmek. Ve bu yüzden gerçek sanat hep bir tehdit olarak görüldü. Çünkü uyandırır. Çünkü sorgulatır. Çünkü körü körüne itaate karşıdır.
Bugün hala sanat, gerçeği göstermek isteyenler için bir mücadele alanı. Duvarlara çizilen resimlerle, sokakta yankılanan şiirlerle, bağımsız filmlerle, alternatif galerilerle sürüyor bu direniş. Bir afişte, bir grafitide, bir cümlede hâlâ hissediliyor o damar: Dünyayı değiştirme arzusu.
Sanat, otoriteyi süslemek için değil, onu sarsmak için vardır.
Ve bu yüzden, sanatın yönü hep sola doğrudur.
Tıpkı Brecht’in dediği gibi: Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.



















